43.06
  
50.17
  
0.00
  
101.18

Adaletin Aynası

Fars Dili ve Edebiyatından İlhamla Bir Adalet Masalı: "Adaletin Aynası"

Bir zamanlar, uçsuz bucaksız İran topraklarının tam ortasında, herkesin "Adaletin Şehri" dediği bir diyar vardı. Bu diyarın yöneticisi, "Hüsrev-i Nûşirivan" olarak bilinen büyük bir hükümdardı. Hüsrev-i Nûşirivan, halk arasında adaleti ve hikmetli kararlarıyla nam salmıştı. Öyle ki onun hüküm sürdüğü topraklarda ne bir mazlumun feryadı duyulur, ne de bir zalimin zulmü görülürdü. Nûşirivan’ın adaletinin en büyük sembolü ise, tahtının yanında duran ve "Adaletin Aynası" olarak bilinen bir aynaydı. Rivayete göre bu ayna, bir haksızlık yapıldığında çatlar ve zalimin yüzünü gösterirdi. Ancak bu aynanın sırrını kimse bilmezdi; ayna, Nûşirivan’a atalarından miras kalmıştı.

Haksızlığın Gölgesi

Bir gün, Adaletin Şehri’ne uzak bir köyden bir tüccar geldi. Tüccar, pazar yerinde değerli bir halı sergiliyordu. Halının üzerinde, efsanevi İran kahramanlarından Feridun’un ejderhayı yendiği sahne nakşedilmişti. Bu halı, görenleri kendine hayran bırakıyordu. Ancak pazar yerine gelen bir başka tüccar, halıyı görünce onun kendisine ait olduğunu iddia etti.

Tüccarlar, aralarındaki anlaşmazlığı çözmek için Hüsrev-i Nûşirivan’ın huzuruna çıktılar. İkisi de halının gerçek sahibi olduğunu söylüyordu. Hüsrev-i Nûşirivan, her iki tarafı da dinledikten sonra Adaletin Aynası’na baktı. Ancak ayna bu sefer sessizdi; ne bir çatlak belirmişti ne de bir işaret görünmüştü.

Nûşirivan, ilk kez bu aynanın ona bir yol göstermediğini fark etti. Bunun üzerine tüccarlara üç gün süre verdi. “Üç gün içinde kimin haklı olduğunu ispatlayacak bir delil getirin,” dedi. “Eğer bir delil bulamazsanız, ayna son kararı verecektir.”

Bilgenin Tavsiyesi

O gece Nûşirivan, sarayın bahçesindeki erguvan ağacının altında otururken, saray bilgesi Şehriyar yanına geldi. Şehriyar, hükümdara şöyle dedi:
“Ey Adaletin Sultanı! Adaletin Aynası, yalnızca dışarıdaki gerçekleri değil, insanın kalbindeki doğruluğu da yansıtır. Bazen hakikatin yolu, sadece aynadan değil, insanların vicdanından geçer. Belki de tüccarların kalplerine bakmak gerekir.”

Nûşirivan, bilgenin bu sözlerini derin bir düşünceyle dinledi ve ertesi gün sarayda büyük bir divan kurdu.

Adaletin Şehri’nin Sınavı

Divan toplandığında, Nûşirivan, iki tüccarı da çağırdı. Onlara şöyle dedi:
“Halıyı gerçekten hak eden, onun hikayesini bilendir. Çünkü her eşya, sahibinin hikayesini taşır. Şimdi, bu halının hikayesini anlatın.”

İlk tüccar, halının dokunma sürecini, renklerini ve desenlerini anlatmaya başladı. Anlattıkları oldukça detaylıydı, ancak bir masaldan çok bir ticaret rehberini andırıyordu. Diğer tüccar ise halının üzerindeki Feridun’un ejderhayı yenme sahnesinin ardındaki derin anlamı anlattı. Feridun’un ejderhayı yenmesi, yalnızca bir kahramanlık değil, aynı zamanda zalime karşı direnişin sembolüydü. “Bu halıyı annem dokurken bana bu hikayeyi anlatırdı,” dedi. “Her ilmik, bir masumun duasıdır.”

Tam bu sırada Adaletin Aynası’nda bir çatlak belirdi ve zalimin yüzü yansıdı. Çatlak, ilk tüccarın yönüne doğru uzandı. Herkes bunun anlamını hemen anladı: İlk tüccar yalan söylüyordu.

Hikayenin Sonu

Hüsrev-i Nûşirivan, ikinci tüccarı halının sahibi ilan etti ve ilk tüccarı ise yalan söylemekten dolayı cezalandırdı. Ancak Nûşirivan, bu olaydan bir ders aldı: Adalet, yalnızca kanunlarla değil, insanların vicdanlarına hitap eden hikayelerle de sağlanır.

O günden sonra Hüsrev-i Nûşirivan, sarayında her ay bir masal gecesi düzenledi. Bu gecelerde insanlar, adaletin ve doğruluğun hikayelerini anlatarak hem birbirlerini hem de hükümdarı aydınlatırdı. Çünkü Hüsrev-i Nûşirivan anladı ki, Adaletin Aynası, aslında herkesin kalbinde bir parça taşıdığı vicdanın yansımasından başka bir şey değildi.

Bu masal, Fars edebiyatının derinliklerinden gelen adaletin ve hikayelerin gücünü bizlere hatırlatır.

Bu yazıya tepkini ver!

Benzer Bloglar