Dokun dergisi olarak bu ayki sayımızda Fahri Sevimli hocamızla 28 Şubatta yaşadıkları olaylar hakkında konuştuk.
〝28 Şubat süreci Müslümanları sindirmek, Müslümanları kabuğuna çekilmesini sağlamak ve İslam’ı tamamen vicdanlara gömmek adına, sosyal hayattan söküp atıp, vicdanlarda kalsın İslam diye yapılan altı milyon dokuz yüz oy alan bir partiyi kapatarak bir siyasi hareketin kökünü kazımak için yapılan bir hareketti.〞
Dokun dergisi olarak bu ayki sayımızda Fahri Sevimli hocamızla 28 Şubatta yaşadıkları olaylar hakkında konuştuk.
**28 Şubatta Yaşadığınız Olaylardan bir kaçını bizimle paylaşırmısınız? Yaşadığınız Olaylar size ve diğer Müslüman kardeşlerimize Nasıl bir etki etti?
Ben 1997’nin 19 Martında yani 28 Şubattan 20 gün sonra göreve başladım. Ağrıda Müfettiş yardımcısı olarak göreve başladım. Tabi 28 Şubat süreci yeni olmuş yeni başlamış ve yavaş yavaş bu süreç halkın üzerine tesir etmeye başlamıştı. 19 Mart’ta göreve başladık. Ben öğretmen evinde kalıyordum. O zamanda akit gazetesinde her gün ‘Okuluma Dokunma ‘ diye ilanlar çıkıyor. İmam Hatiplerin kapatılma süreci olan bir dönem bir de 5 milletvekili önerge verdi imam hatipler kapatılsın diye Her gün Akit gazetesi bunlarıda yayınlıyor. Bunları sandığa gömün diyor.
**Hangi Partiden Millet Vekilleri?
Anavatan ve Chp olabilir. O dosyayı en sonunda kaldırdım attım atmasaydım şimdi o dosyayı getirirdim. Buraya ama arşivden bu çok rahat bir şekilde çıkabilir. 28 Şubat sürecinde İmam Hatipler kapatılsın diye önerge veren milletvekilleri dediğin zaman 5 kişiydi bunlar. Ben akit gazetesini her gün aldığım için bu ilanları keserdim ‘Okuluma dokunma’ ‘Ey Müslüman uyan’ gibi bunları epey bir biriktirdim öğretmenler odasında. Bide kapının arkasına kendime bir imam hatip köşesi yaptım. Oraya afiş kesiyorum. Kupürleri, yazıları 2 kişi kalıyoruz yanımda kalan arkadaş çok koyu bir MHP li Ülkücü arkadaşla aynı odada kalıyoruz. O benden epey bir yaşlı Giresunlu bir arkadaş neyse ben bunları biriktirdim, biriktirdim, biriktirdim dedim ki bu böyle olmaz, bunları bir şekilde esnafa dağatalım bir hareket olsun. Diye düşündüm kimseyi de tanımadığım için afyonlu bir din dersi öğretmeni ile tanışmıştık. Şu an Afyon Ensar vakfı il başkanlığını yapan bir arkadaşımız. İbrahim beyle buluştuk öğretmen evine geldi. Dedim benim böyle kupürlerim var ne yapalım? Oda dedi benim tanıdığım bir esnaf var alalım gidelim dedi. Aldık biz küpürleri kestiklerimizi bir gözlükçüye giddik oda orda yoktu. Gözlükçünün karşısında büyük bir kırtasiye var. Oraya geçtik biz bunları böyle esnafın camına asmak istiyoruz nasıl yapalım? Şimdi gazete kupürü olunca tabi şeffaf olunca arkasındaki yazı gözüküyor böyle olmaz dedi. Ben bunları bir a3 kâğıdına, daha büyük bir kâğıda fotokopi çekeyim dedi. 30 küsur kadar fotokopi çekti. Hemen ilk çektiğini de kendi camına yapıştırdı. O ‘bunları sandığa gömün’ kupürünü de onlardan da 1 tana falan çekti. O kendi camına yapıştırdı kalanları aldık oradan. Merkez camii imamı vardı Allah rahmet eylesin. Şimdi vefat etti. O zaman DGM de yargılanıyordu. Onun küçük bir kitapçı dükkânı var oraya gittik. 5,6 kişi vardı dükkânda malzemeleri biz hocaya teslim ettik. şimdi ismini de unuttum hoca efendiye teslim ettik. Oradan çıktık Pazar günü oldu bu mesele.
Pazartesi günü geçti Salı günü biz bir köye gittik geldik. Ben milli eğitime geldim dediler ki polisler seni arıyorlar dediler. Allah Allah dedim beni niye arasın polisler dedim. Bir telefon bırakmışlar arasınlar demişler, aradım.
- dedi hocam neredesin?
- milli eğitimdeyim dedim.
- biz geliyoruz dediler.
2 tane sivil polis geldi. Şimdi bende geleli 2 ay oldu. İzmir’den geldiğim için İzmir’de de ben milli gençlik vakfında kalıyordum. Afiş asıyorduk refah partisinin çalışmalarına katılıyorduk. Vakıf çalışmalarına katılıyorduk. Yani öğretmen ve memur olduğumuz halde afişten bir defa bizi karakola götürmüşlerdi falan birçok şey yaşanmıştı. Benim aklıma onlar geldi. Dedim demek ki oradan bir mesaj veya şikayet geldi gibi düşündüm. Bunlar geldiler hocam dediler bir emniyete kadar gidicez. Bindik arabaya dedim hayırdır ne iştir bu? Dedi ki şu afiş dedi. Hayırdır? Dedim ne afişi dedim. Şimdi ben onu biz bıraktığımız için çok gazete kupürlerini bıraktık. Bizim için fasıl kapandı diye düşünüyoruz meğerse fasıl yeni başlıyor. yani bir gittik emniyete bizim din dersi öğretmeni orada, kırtasiyeci orada 5 kişi orada benimle 6 kişi olduk takım tamamlandı. Biz oraya bıraktık fotokopileri, imamın dükkânına orada oturanlardan bir tanesi imam hatip müdür yardımcısı imiş o 4, 5 tane cebine koymuş. Bir tane başka bir kırtasiye bir tanede bir lokantanın camına yapıştırmış. Yani 3 tane oldu ilanlar bir fotokopi şeklinde yapıştırmıştı. oda bir lokantaya cumhuriyet caddesi diye bir cadde vardır ağrıda en popüler caddedir oranın herkesin kalabalık olarak gezdiği bir yerdir. Pazar günü kupürler asılmış sivil polisler bu yazıları görmüş. Derken
-kim astı bunu?
-falanca astı.
-Sen nereden aldın?
-imamın oradan aldım.
Bir 1.Kırtasiyeciyi almışlar..
İki 2.Kırtasiyeciyi almışlar
Üç, lokantacıyı almışlar
Dört imam hatipteki müdür yardımcısın almışlar.
Beş, benimle beraber olan din dersi öğretmenini almışlar.
Altı, bi ben kalmışım geriye, yeni geldiğim için beni kimse tanımıyor. O din dersi öğretmeni ifadesinde biz bu işi müfettiş Fahri sevimli ile beraber yaptık demiş. Şimdi işte bunu demese demez veya ben bunları tanımıyorum kardeşim, biz böyle bir şey yapmadık. Deme ihtimalimiz var, onuda demedik. Gümüş yüzüklü bir polis memuru ifademizi aldı dedim ki -‘ben buraya yeni geldim müfettiş yardımcısıyım eğer bu bize bir sıkıntı oluşturacaksa ben bir avukat çağırayım, bu avukat nezdinde bir ifade verelim bir yanlışlık olmasın. -yok hocam dedi ya bu sıradan bir iş dedi ifadeyi alan memur. İfadeyi aldılar öğleden sonra savcılığa sevk ettiler bizi. Gittik savcıya da ifade verdik. Birde enteresandır. O olaydan bir gün önce bir sakallı Gümüşhane baro başkanını öldürmüştü. Hiç duydunuz mu bilmiyorum o zamanlar, yani akit okuru bu adam, üstelik bizimde kupürler akide ait. Böyle bir olaydan bir gün sonra yaşanıyor. Savcı epeyce bu işin üzerine gitti. Bide savcının şöyle bir sıkıntısı var. Şevket kazan adalet bakanı iken. Bu savcıyı sürmüş Bide savcının buradan bir karın ağrısı var. Yani bu mesele böyle bir kartopu gibi oldu. Biz takipsizlik kararı beklerken adam bizi mahkemeye sevk etti. Ve bu olay tam 1 sene sürdü. Tabi biz memur olarak deşifre olduk bir de emniyet müdürü, il milli eğitime bir yazı yazdı müfettişiniz fahri sevimli afiş, yapmak, çoğaltmak ve asmak 3ünü beraber eklediler. Böyle bir yazı gönderdiler bu seferde milli eğitimden bir disiplin soruşturması açıldı hakkımızda. Memurlarda bir adli soruşturma vardır, mahkeme, birde disiplin soruşturması vardır. oradanda soruşturma başlattılar biz deşifre olmuş olduk. Ve 1 sene sürdü bu dava 1 senenin sonunda bize bir ceza veremediler sadece o çoğaltan kırtasiyeciye bir para cezası verdiler. Ama ne yaptılar o zamanlar zaman zaman akit gazetesi toplatılıyordu. Bizim kupürlerde tarih olmadığı halde tarih yazdılar. Ve Ankara’ya da o tarihleri toplatıp toplatılmadığını sordular, baştan toplatıldığı tarihide öğrenip yazabilirlerdi. -Hangi tarihlerde toplatıldı? -Şu tarihte onu kupürün üzerine yazabilirlerdi. bu tür olayların yapıldığı bir dönemdi. Böyle bir olay yaşandı bir başçavuşa cip vermişlerdi. Köy köy geziyordu bu baş çavuş hangi öğretmen başörtülü? Ve bu öğretmeni hangi müfettiş teftiş etmiş? Ses çıkarmamış? Bunun çetelesi tutuluyordu milli eğitim müdürü geldi bir gün müfettişleri topladı. dedi ki baş örtülü öğretmenlerle ilgili soruşturmaları savsaklıyormuşsunuz valinin selamı var dedi. Ve dedi kılık kıyafet yönetmeliğinin tırnağı uzunmuş, ojeliymiş, eteği kısaymış, göğüsleri dışarıdaymış yok dedi. Onlara bakmayacaksınız sadece başörtüsüne bakacaksınız. Yani kılık kıyafet yönetmenliğinin 10 maddesi varsa 9 unu yok sayacaksın sadece baş örtüsüne bakacaksın böyle bir mesele yaşadık. Safa vakfından bir Mustafa hoca vardı 40 kişilik güzel bir sohbet halkası vardı. Emniyet o 40 kişiye tek tek ulaştı hocaya bir şey yapamadıkları için o 40 kişinin tek tek sohbete gitmesini engellediler ve sohbeti bitirdiler. Ağrı belediye başkanı ağrının girişine Arapça Allah Celle-Celalü yazdırmıştı. altınada ağrıya hoş geldiniz yazdırmıştı. Askeriye özel bir vinçle bu levhayı indirdi. Ben izin almak için milli eğitim müdürlüğüne gittiğimde izin istediğimde milli eğitim müdürü elini cebine soktu bir kâğıt çıkardı. dedi ki bak burada 4 tane isim var dedi. Biride senin hanımının ismi dedi. Vali bana dedi ki: ‘sen daha bir müfettişin hanımının başını açamıyorsun kimin başını açacaksın’ dedi dolaysıyla ben sana izin veremem dedi.
Tabi o dönem Mesela Ağrı merkezde milli gençlik vakfının yurdu mühürlendi. çocuklar yemek yerken mühürlemişler yurdu. Sofralar yerde kalmış, pijamalar orada kalmış hepsini dışarı atmışlar. Ertesi gün bu görevi biz kendimiz almıştık hemen yazı yazdık emniyete iş ve işlem yapmak adına emniyette sizin aceleniz ne kardeşim ne bu paldır küldür ne oluyorsunuz yani demişti.
Şunu çok iyi bilmek gerekir ki:〝28 Şubat süreci Müslümanları sindirmek, Müslümanları kabuğuna çekilmesini sağlamak ve İslam’ı tamamen vicdanlara gömmek adına, sosyal hayattan söküp atıp, vicdanlarda kalsın İslam diye yapılan altı milyon dokuz yüz oy alan bir parti yi kapatarak bir siyasi hareketin kökünü kazımak için yapılan bir hareketti.〞Ama çok şükür ‘ey düşmanım sen benim ifadem ve hızımsın gündüz geceye muhtaç banada sen lazımsın.’ yani bunu birçok Müslüman ders çıkardı Herkes dinine biraz daha sarıldı ve bu süreç onların planladığı gibi 1000 sene falan değil, yani herhâlde 2005 tefilan diyebiliriz .1997- 2000 gibi çok kısa bir sürede sona erdi. ‘ama kula bela gelmez hak yazmayınca, hak bela yazmaz kul azmadıkça’ diye bir söz vardır ya biz çoğumuz bunu hak etmiş bir pozisyonumuz vardı. Rabbim diyor: ‘Kâfir Allahlın köpeğidir. İstediği zaman Allah bunun ipini salar istediği zaman çeker.’ böyle bir süreç yaşadık yani daha çok başörtülü öğretmenler üzerinden bu iş yürüdü. 〝Önce memur sonra Müslümanlar olanlar hep havlu attı arkadaşlar. Ama ben önce memur sonra Müslümanım diyenlere elhamdülillah bir şey olmadıʺ Başka örnekler verecek olursak, 28 Şubat sürecinde Ağrıda bir kaymakamın eşinin başını açmışlardı. Kadın sokağa çıkamaz olmuştu. Çalışmayan bir ev hanımı olduğu halde.. Ve psikolojisi bozulan böyle onlarca insanlar oldu. Ağrı vali yardımcısı vardı valilik beklerken hürriyet muhabiri resmi plakalı bir araçta hanımının başörtülü fotoğrafını çekmişti. ‘yani başörtülü birisi resmi plakalı bir araca nasıl binecek?’ (ßkinaye var burda Mehmet Allahkulu) ve bu vali yardımcısının tayini hukuk işleri müdürü olarak çıkmıştı. Bunlar Ankara’ya gittiler. bir aşiret reisiyle kararı verecek hakime kadar ulaştılar. Hâkim vali yardımcısına diyor ki: ‘siz haklısınız ama ben aleyhinizde karar vereceğim.’ böyle bir süreçti. Hz. Âdemden kıyamete kadar küfür cephesinde hiçbir değişiklik olmayacaktır. İsimler, mekânlar, değişecektir ama oyun ve taktik kin ve nefret her zaman değişmeyecektir. Kâfirin ve İslam düşmanlarının değişmediği bir ortamda Müslümanlarında yumuşama ve değişme hakkı yoktur. Yumuşama varsa bu bizim kendi aleyhimizde bir yumuşamadır. O zaman oyunu gereği gibi kurallarına göre oynamıyoruz demektir. Mesela arşivden bakın Erbakan hocamın bir resmi vardır. Arkadaşlar ben ne zaman baksam gözlerim dolar. O terin damladığı bir resim vardır arkadaşlar. Beyaz gömlekle üstü böyle hortumla su tutarsın ya bir insana böyle kulaklarından burnundan ve çenesinden ve Erbakan hocam bu kararları imzalamamıştır. İmzalamadığı da ortaya çıkmıştır. Ama o günlerde maalesef böyle bir şey yapılmıştır. İşte hani birileri oturduğu yerde bir şeyler söylüyor olabilir ama bu yükü kim çekti neler oldu Merve kavakçı meselesi başlı başına bir meseledir. Şimdi ben gözümün önüne geliyor yani dışarı! Dışarı! Dışarı! Herkes ayağı kalkıyor dışarı! Dışarı! şimdi bu olayı bir Müslüman olarak düşünelim ve işin çok organize olduğu belli Ecevit hemen elini cebine sokuyor ve kağıdı çıkarıyor ve okumaya başlıyor. ‘burası meydan okuma yeri değildir’ diyor ve birileri bunlara rahmet okuyor. bu işleri aslında hiç gündemden düşürmemek lazım.
Ben her zaman şöyle bir örnek veririm. Amerika Japonya’yı bombaladığında bu Nagazaki ve Hiroşima’yı bombaladığında şuanda Japonlar 2015 itibariyle hala Nagazaki ve Hiroşima’da belli bir metre kare yeri orijinal haliyle bırakmışlar niye? Öğrencilerini götürüyorlarmış oraya bakın çalışmazsanız bütün Japonya böyle olacak ama biz Seyit ali Çavuşun sadece ne yaptık? Heykelini yaptık peki o anda 250 kiloluk mermiyi bu adam nasıl kaldırdı? Çanakkale’dekiler neden şehit oldu? Kime karşı yapıldı? Çanakkale’yi anlayamadığımız için ondan sonrakileri de anlayamadık. Dolayısıyla bizim zaman zaman çocukluk fotoğraflarına baktığımız gibi bizim üzerimizde dönen olaylar yapılan dümenler tezgâhlar planları programlarıda arşivden çıkarıp bakmamız lazım hani :’dursun temele gelmiş demiş ya senin inek hastalandıydı ne yaptın demiş? Şu ilacı vermiştim demiş iyi ver bakalım bende vereyim benimki de hasta demiş. Götürmüş ertesi gün gelmiş ya demiş benim inek öldü demiş senin ilacı verince demiş temel demiş ki benim kide ölmüştü zaten demiş.’ İnek öldükten sonra bunu konuşmanın manası yok arkadaşlar. önceden önlemi alacağız ve Müslüman bir delikten bir defa sokulacak, yanlışı bir defa yapacak. bizim ömrümüz yanlış yapmaya yetmez yani 28 şubat Post modern yani Türkçesi çaktırmadan aba altından soba gösterilerek yapılan sonucunda ise İslam’a ve Müslümanlara karşı yapılmış bir harekettir. Bundan her birimiz ders çıkarmamız lazım. Bugün İslam düşmanı yok diyen aptallık etmiş olur düşman siner cephe değiştirir. Ve cephane toplamak için mola verir gibi zannederiz aslında işin özü hiç değişmez. Habil ile kabil ile başlayan taraf olma ve düşmanlık kıyamete kadar devam edecektir. Habil ve kabil taraftarları olacaktır. ve kazanan muhakkak ki Habil taraftarları olacaktır. ne mutlu o tarafta olabilene o tarafta olmanın hakkını verebilene, laf ile olmaz hakkını vereceksin. takım taraftarlığı gibi biz bu işi götüremeyiz bunun bedelini ödememiz lazım. O zaman time dergisi bir şey çıkarmıştı mesela 100 yılın adamı seçilecekti Mustafa kemalde bunlardan bir tanesiydi, Ağrıda biz görev yaparken bir gün hizmetli getirdi şunların hepsini imzalayın dedi. Time dergisine bunları fakslayacağız yani bizde oylamaya katılıyoruz. Ama bu resmi (rap rap rap) katılma yani mecburi istikamet, hani askerde 3 madde vardır a. Komutan her zaman haklıdır. b. Komutan haksız olsada haklıdır. Yukarıdaki 2 madde geçerlidir. Bizde bu 28 şubat döneminde time dergisine zorunlu katılım ben baktım şöyle ben dedim imzalamıyorum şöyle masanın üzerine bıraktım. Benimle beraber 2 arkadaş daha bıraktı dedim ki: -bunu bırakıyorsunuz ama yarın bunun faturası önümüze konduğunda sonra pişman olmayın dedim. Birisi usulca aldı imzaladı. biride baktım üst kat da başkanın odasında imzalamış bu işler böyledir. Nasıl bir İskilipli atıf hoca çıkmışsa Allah rahmet eylesin onun gibi dik duruşlu olmamız lazım. Bir takımda 11 oyuncu vardır ama bir kaptan olur arkadaşlar zor zamanların adamı olmak kolay zamanlarda donanımlı olmakla alakalıdır. Zor zamanların adamı olmak için o zor zamanlar gelmeden o günlere hazırlananlar o zor günlerde ayakta durabilirler. Ama kolay günlerde de rahat ve rehavet içerisinde keyif ve konfor içerisinde oturanlar zor günler geldiğinde mutlaka derece almak için bir çaba içerisinde olacaklardır.
Zannediyorum bu kadar örnek yeter rabbim bu oyunu anlayanlardan ve çözüm iletenlerden etsin inşallah sürekli çözümü başkalarından beklemek değil her birimizin de çözüm için elimizi taşın altına koymamızın gerektiğini düşünüyorum. Rabbim bunu yapanlardan etsin. Yoksa konuşmak kolaydır. Eleştirmek kolaydır ama iş başa düştüğünde işin gereğini yapmak hiç te kolay değildir. bugünkü çalışmalar dersler konferanslar kitap okumalar o zor günde iş başa düştüğünde dik durabilmek için bize birer malzeme olabilirse ne ala…
**Kıymetli Vaktinizi Bize Ayırdığınız İçin Çok Teşekkür Ederiz.
Ben Teşekkür Ederim. Allahım yolunuzu açık etsin. Allah yardımcınız olsun.
