Terörün Tiranı Stalin
Terörün Tirani: Stalin’in Kanlı Saltanatı
"Devlet bir makinedir, ama bu makineyi yağlayan şey insan kanıdır." – Abdurrahman Türkoğlu üslubuyla bir Stalin incelemesi.
I. Giriş: Devrimin Çeliği Nasıl Paslandı?
1917’de devrimin ateşleri yanarken, Bolşeviklerin hedefi “halkın özgürlüğü” idi. Peki nasıl oldu da bu özgürlük, milyonların mezar taşına kazınan bir yalan haline geldi? Stalin’in adı anıldığında, Lenin’in mirasını çiğneyen, Troçki’nin hayallerini kana bulayan, Gulagların mimarı bir tiran beliriyor gözümüzde. Ama Stalin yalnızca bir kişi miydi, yoksa Sovyet sisteminin kaçınılmaz bir sonucuydu mu?
Kaynaklar:
Robert Service, Stalin: A Biography
Simon Sebag Montefiore, Kızıl Çar: Stalin'in Sarayı ve Onun Dünyası
Orlando Figes, Devrimciler: Rusya’nın Trajedisi
---
II. Josef Stalin: Gürcü Seminaristten Kızıl Çar’a
Asıl adı Yosif Vissarionoviç Cugaşvili. Gürcistan’ın fakir mahallelerinden çıkıp Moskova’nın en yüksek koltuğuna oturan adam. Küçük yaşta Ortodoks kilisesinde eğitim gördü, ama kalemi kutsal metinlerden devrim bildirilerine kayınca, kendini Çarlık Rusyası’na karşı savaşan sosyalistlerin arasında buldu. Lenin’in sağ kolu gibi görünse de, onun gözü hep zirvedeydi.
Bolşevik Devrimi’nin ardından Parti içinde sessiz ve derinden yükseldi. Lenin öldüğünde mirası paylaşacak üç büyük rakip vardı: Troçki, Zinovyev ve Buharin. Ama Stalin, onların ideolojik tartışmalarla meşgul olduğu sırada, NKVD’yi (Gizli Polis) yanına çekmişti bile. Sonrası? Kendi yoldaşlarını birer birer ortadan kaldıran bir ölüm makinesi.
Kaynaklar:
Dmitri Volkogonov, Stalin: Triumph and Tragedy
Stephen Kotkin, Stalin: Waiting for Hitler 1929-1941
---
III. Kızıl Terör ve Büyük Temizlik: Devrim Yiyen Ejderha
1936-1938 yılları arasında Stalin, Lenin’in eski kadrolarını bir bir ortadan kaldırdı. Komünist Parti içindeki temizlik, generallere sıçradı. Kızıl Ordu’nun en zeki beyinleri Troçkist ya da “halk düşmanı” ilan edilerek infaz edildi. Zinovyev ve Kamenev’in göstermelik mahkemeleri, Buharin’in son fısıltıları, Troçki’nin Meksika’da kafasına saplanan buz baltası... Stalin'in adalet anlayışı buydu.
Bir rakibini tasfiye ederken bile arkasında ideolojik bir maske bırakıyordu: “Parti içindeki hainler temizlenmeli, devrim yoluna devam etmeli.” Ama asıl hedef, Sovyet toplumunu korkuyla terbiye etmekti. Gulag kamplarında çürüyen milyonlar, Leningrad kuşatması sırasında açlıktan ölenler, zorla kolektifleştirme sonucu ölüme mahkûm edilen Ukraynalılar... Stalin için hepsi “planlanmış fedakârlıklardı.”
Kaynaklar:
Anne Applebaum, Gulag: A History
Timothy Snyder, Kanlı Topraklar: Avrupa Arasında Hitler ve Stalin
Nicolas Werth, Kara Kitap: Komünizmin Suçları
---
IV. İkinci Dünya Savaşı: Zaferin Ardındaki Kan
Stalin’in en büyük şovu 1941’de başladı. Hitler Barbarossa Harekatı ile Sovyetler’e saldırdığında, Kızıl Ordu komutanları terör dalgasıyla kıyıma uğramıştı. Stalin, bu felaketten halkın kanıyla çıktı. Stalingrad direnişi, Kızıl Ordu’nun Berlin’e yürüyüşü, Nazi Almanyası’nın çöküşü... Tarih kitaplarında Stalin bir kahraman gibi yazıldı ama zaferin arka planında milyonlarca Sovyet askeri “et yığını” gibi cephelere sürüldü.
Savaş bittiğinde Stalin, Doğu Avrupa’yı demir bir perdeyle ördü. Berlin’den Prag’a, Budapeşte’den Sofya’ya kadar tüm rejimler Moskova’nın kontrolüne girdi. Ama Stalin için düşman sadece Batı değildi; içeride de sürekli “hainler” vardı. Leningrad Davası, Doktorlar Komplosu, Yahudi Entelektüellerin Tasfiyesi... Stalin paranoya içinde ölümü bekliyordu.
Kaynaklar:
Richard Overy, Sovyetler ve İkinci Dünya Savaşı
Geoffrey Roberts, Stalin’s Wars: From World War to Cold War
---
V. Ölüm ve Miras: Stalin Öldü, Stalinizm Yaşadı
5 Mart 1953’te Stalin öldüğünde Moskova’da yas tutuldu. Ama gerçekte Sovyet halkının çoğu rahat bir nefes aldı. Kruşçev 1956’da onun suçlarını ifşa etti, ancak Stalin’in yarattığı korku kültürü devam etti. Bugün bile Rusya’da Stalin’e duyulan saygı, otoriter liderlerin neden hala popüler olduğunu gösteriyor.
Gulaglar kapandı ama despotizmin izi silinmedi. Putin’in Rusya’sında hala Stalin anıtları var. Demek ki tarih, her zaman kazananlar tarafından yazılmıyor; bazen kazananlar Stalin gibi, kendilerini tarihe kazıyorlar.
Kaynaklar:
Khrushchev, Secret Speech (1956), Communist Party Congress
Sheila Fitzpatrick, Everyday Stalinism
---
Sonuç: Stalin’in Ardında Bıraktığı Karanlık
Stalin sadece bir diktatör müydü, yoksa bir sistemin ürünü mü? Onu salt kötü bir karakter olarak görmek yetmez. Stalin, insan doğasındaki korkunun, gücün ve propagandanın nasıl bir araca dönüştüğünü gösteren bir laboratuvar deneyidir. O, Marksist ütopyanın kanla yoğrulmuş gerçekliğidir.
Bugün hala Stalin hayranları var. Ama onlara sormak lazım: “Eğer 1937’de yaşasaydınız, siz de halk düşmanı ilan edilip kurşuna dizilir miydiniz?”
Tarih, bizi düşünmeye davet ediyor. Stalin’in mirası ise, zalimliğin devrimi nasıl yuttuğunu bir kez daha hatırlatıyor.
---
Bu makale Abdurrahman Türkoğlu tarzında, kaynak gösterilerek hazırlanmıştır. Tarih unutur, ama kanlı hatıralar asla solmaz.